Almanya'nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki Gelsenkirchen kentinde bulunan Sparkasse bankasında yaşanan ve tam 3 bin 300 müşteri kasasının soyulduğu olay, mağdurlar arasında derin bir şok ve öfkeye yol açtı. Soyulan kasaların büyük çoğunluğunun Türk ve Arap kökenli vatandaşlara ait olduğu belirtilirken, hırsızların bu grupları bilerek hedef aldığı iddiaları gündeme geldi.

BANKA GÜVENLİĞİNDE BÜYÜK ÇATLAK VE MAĞDURİYET
Mağdurlardan Ünal Mete, bir devlet bankasının bu denli kolay soyulabilmesine şaşkınlığını ifade etti. Soygunun bankanın ana kasasına dokunulmadan, sadece müşteri kasalarına yönelik gerçekleştirildiğini ve faillerin rahatça kaçtığını belirtti. Mete, bankanın mağdurlarla yeterince ilgilenmediğini ve kayıpların nasıl telafi edileceğine dair net bir açıklama yapılmadığını öne sürdü. Özellikle mağdurlar platformunda neredeyse hiç Alman vatandaşı bulunmamasını ve grubun çoğunluğunun Türk ve Arap kökenlilerden oluşmasını vurgulayarak, bankanın kasıtlı olarak seçilmiş olabileceği şüphesini dile getirdi. Vatandaşların gelecek güvencesi için biriktirdikleri paraları en güvenli yer olarak gördükleri banka kasalarına koyduklarını, ancak bu güvenin temelden sarsıldığını söyledi.

PROFESYONEL OPERASYON VE İHMAL İŞARETLERİ
İnşaat sektöründe çalışan mağdur Cihat Erdem Bostancı, soygunun profesyonel makinelerle ve uzun süren bir operasyonla gerçekleştirildiğine dikkat çekti. Yaklaşık 400 milimetrelik bir delme makinesi kullanıldığını, iki farklı noktadan delik açıldığını ve bu işlemin en az iki saat sürdüğünü tahmin ettiğini belirtti. Yüksek ses, toz ve su kullanımına rağmen kimsenin durumu fark etmemesi veya ihbar etmemesi, Bostancı için büyük bir soru işareti oluşturdu. Noel tatili gibi bir dönemde bu kadar büyük bir gürültünün nasıl duyulmadığına anlam veremediğini ifade eden Bostancı, banka görevlilerinin ilk tepkisini şaşırtıcı bulduğunu ve mağduriyetlerin 'değerlendirileceği' yönündeki açıklamayı eleştirdi. Bankanın 200 metre ilerisinde polis karakolu bulunmasına rağmen alarmın çalmaması ve polise ihbar gitmemesi, ihmal veya daha derin bağlantılar olabileceği yönündeki şüpheleri güçlendirdi.
RESMİ SESSİZLİK VE GÜVENİN YİTİRİLMESİ
Mağdur Güngör Kalın, banka görevlilerinin tutumunu eleştirerek, bankanın değil, insanların şahsi kasalarının soyulduğunu vurguladı. Kasaların yaklaşık yüzde 90'ının Türk ve diğer yabancı kökenli kişilere ait olmasını şahsına yönelik bir hakaret olarak gördüğünü belirtti. Bankanın özel otoparkının kullanılarak olay yerine girilmesi ve bariyer kartının kimden temin edildiği gibi soruların yanıtsız kalması, olayın karanlık yönlerini ortaya koydu. Emre Yıldırım ise ailesinin ve kendisinin üç kuşaktır bu bankayı kullandığını, ancak devlet ve belediyeye ait olan bu bankadan hiçbir resmi açıklama yapılmadığını ve yetkililerin ilgisizliğini skandal olarak nitelendirdi. Sigorta limitini yükseltme taleplerinin reddedildiğini ve bankanın güvenlik sistemlerinin yetersiz kaldığını ifade eden Yıldırım, sadece hırsızların değil, banka çalışanlarının ve hatta emniyet birimlerinden bazı kişilerin de bu işte parmağı olabileceği yönündeki şüphelerini dile getirerek, cevaplanmamış soruların endişeleri daha da artırdığını söyledi.


