Avrupa'nın ortasında yer alan ve 'yaşayan Sovyet kalıntısı' olarak tanımlanan Transdinyester'de yaklaşık yarım milyon insan, uluslararası alanda tanınmayan bir kimliğe sahip olmanın getirdiği zorluklarla mücadele ediyor. Bu durum, bölge halkını 'çoklu vatandaşlığa' zorlarken, seyahat edebilmek için birden fazla pasaporta sahip olmaları gerekiyor. Ülkede 200 binden fazla kişi Rusya pasaportu taşırken, Ukrayna ve Moldova pasaportuna sahip olanların sayısı da dikkate değer. Halkın büyük çoğunluğu kendisini kültürel olarak Rusya'ya yakın hissetse de, yerel dansları ve müzik tınıları Moldova ve Romanya kültürleriyle harmanlanmış durumda.

Sheriff Holding ve Ekonomik Yapı
Bölge ekonomisi, serbest piyasa kurallarından ziyade siyasi destek ve tekelci yapılar üzerine kurulu. Rusya'nın yıllık yaklaşık 1 milyar dolarlık finansal yardımı ve bedava doğalgazı ile ayakta kalan Transdinyester'de, eski istihbarat görevlileriyle bağlantılı olduğu bilinen Sheriff Holding, marketlerden akaryakıt istasyonlarına, bankalardan dünyaca ünlü Sheriff futbol kulübüne kadar ekonominin her alanına hakim durumda. Siyasi liderlerin Batı karşıtı söylemlerine rağmen, bölgeden yapılan ihracatın dörtte üçü Avrupa Birliği ve Moldova pazarına yöneliyor. Ancak bu ticaret hacmi, devasa bütçe açıklarını kapatmaya yetmiyor.

Rusya'ya Bağlanma İsteği ve Engeller
Bölge yönetimi ve Tiraspol'deki çoğunluk, Rusya'ya bağlanmayı bir 'kurtuluş' olarak görüyor. 2006'da yapılan referandumda %97 gibi yüksek bir oranla Rusya yanlısı sonuç alınması bu arzunun en büyük dayanağı. Ancak bu isteğin önünde önemli bir fiziksel engel bulunuyor: Rusya ile herhangi bir kara sınırının olmaması. Öte yandan, bölgenin her yerinde Rus yanlısı bir tutum hakim değil. Grigoriopol gibi bölgelerde yaşayan bazı vatandaşlar, geçmişte Moldova'nın toprak bütünlüğü için savaşmış ve geleceklerini Rusya'da değil, Avrupa Birliği'nde görüyor. Ayrıca, Transdinyester'deki de facto yönetim, zaman zaman ciddi hak ihlalleriyle gündeme geliyor. Promo-Lex gibi hukuk örgütleri, bölgedeki yargılamaların keyfiliğine ve tutuklulara yönelik işkence iddialarına dikkat çekiyor. Moldova dilinde eğitim veren okulların siyasi baskı altında kalması ve öğretmenlerin maaşlarına el konulması gibi uygulamalar ise bölgedeki kültürel ayrışmayı derinleştiriyor.


