FocusEconomics'in 2025 projeksiyonlarına göre, dünyanın en borçlu ülkesi Japonya olacak. Ülkenin borç oranı, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'sının %242'sine ulaşacak. Bu devasa oran, yaşlanan nüfusun bakım maliyetleri ve 1990'lardan beri süren ekonomik teşviklerden kaynaklanıyor. Ancak Japonya'da kriz çıkmıyor, çünkü borcun büyük kısmı yerel yatırımcıların elinde bulunuyor.
BORÇ BİR STRATEJİ Mİ, KRİZ Mİ?
Singapur, %173'lük borç oranıyla listede ikinci sırada yer alıyor. Kağıt üzerinde ürkütücü görünse de, ülke bütçe fazlası veriyor ve güçlü döviz rezervlerine sahip. Uzmanlara göre, Singapur'daki borç, kasıtlı olarak yaratılmış bir finansal araç; zorunlu tasarruf sistemine güvenli varlık sağlamak için kullanılıyor. Öte yandan, Eritre (%210) ve Sudan (%128) gibi ülkelerde borç, doğrudan siyasi ve askeri krizlerin bir sonucu. İç savaşlar, kötü yönetim ve uluslararası izolasyon, bu ülkeleri temel hizmetleri bile borçla karşılamak zorunda bırakıyor.
AVRUPA VE KÜRESEL GÜÇLER DE RİSK ALTINDA
Yunanistan, %149'luk borç oranıyla hala listenin üst sıralarında yer alıyor. 2008 krizinin ve savurgan harcamaların faturasını kemer sıkma politikalarıyla ödemeye çalışan ülke, oranını düşürmeyi başarsa da risk devam ediyor. İtalya ise %138'lik oranla Euro bölgesinin en büyük risk kaynaklarından biri olmaya devam ediyor. Düşük büyüme, yaşlı nüfus ve yüksek sosyal harcamalar, İtalya'nın borç yükünü artırıyor. Küresel güçler de borç sarmalından kaçamıyor: ABD'nin borç oranı %124'e ulaşırken, Fransa %116 ile listede yer alıyor.
BORÇ, VATANDAŞLAR İÇİN NE ANLAMA GELİYOR?
%150'lik bir borç oranı, Singapur için bir 'finansal enstrüman' iken, Sudan için 'çöküş' anlamına gelebiliyor. Sıradan vatandaşlar için ise yüksek borç oranları, daha yüksek vergiler, geciken emeklilik yaşları ve ertelenen altyapı projeleri demek. Uzmanlar, sorunun ne kadar borç olunduğu değil, o borcun ne kadar akıllıca kullanıldığı olduğunu vurguluyor. Borcun kaynağı, yönetimi ve ekonomik bağlam, bir ülkenin borç yükünü krizden stratejiye dönüştürebiliyor.


