Ketebe Yayınları tarafından yayımlanan ve Muhammed Berdibek'in kaleme aldığı 'Mehdi'den Önce, Devrimden Sonra: İran' adlı kitap, 1979 İslam Devrimi'nden günümüze İran'ın geçirdiği siyasi, ekonomik ve toplumsal dönüşümleri derinlemesine inceliyor. Eser, ülkenin karmaşık iktidar yapısını, siyasi hiziplerin mücadelesini ve dış politikadaki sarkaç hareketlerini analiz ediyor.
VELAYET-İ FAKİH İLE DEVRİMİN TEOLOJİK KIRILMASI
Ortadoğu uzmanı ve iyi derecede Farsça bilen Berdibek, doktora tezine dayanan kitabında, İran İslam Cumhuriyeti'ne geçişin sadece bir rejim değişikliği olmadığını vurguluyor. Ayetullah Humeyni'nin geliştirdiği 'Velayet-i Fakih' teorisinin, Kayıp İmam Mehdi'nin dönüşüne kadar ulemanın yönetimi devralmasını meşrulaştırdığını ve böylece Şiilerin yüzyıllardır süren 'devlet kurma yasağını' fiilen sona erdirdiğini belirtiyor.
DEVLETİN BEKASI EN ÜSTÜN İLKE OLDU
Berdibek, rejimin temel paradigmasının 'Velayet-i Fakih ilkesine dayalı Şii-Fars bütünleşik kimliği' olduğunu ve bu kimliğin korunmasının 'devletin bekası' meselesine dönüştüğünü aktarıyor. Humeyni'nin 19 Ocak 1988 tarihli bir fetvasında, İslam Hükümeti'nin namaz, oruç ve hac gibi ikincil görevlerden daha öncelikli olduğunu ve bu görevlerin devleti korumak adına askıya alınabileceğini ifade ettiğini kitaptan bir alıntıyla gösteriyor.
CUMHURBAŞKANLARI DÖNEMİNDE HİZİP SAVAŞLARI
Kitap, İran siyasi tarihini cumhurbaşkanları dönemi üzerinden okuyarak, ülkenin sürekli çatışan ve uzlaşan hiziplerin arenası olduğunu ortaya koyuyor. Berdibek, Humeyni döneminde radikal dış politikanın, Rafsancani döneminde pragmatizmin, Hatemi döneminde reformist umutların, Ahmedinejad döneminde devrimci retoriğin, Ruhani döneminde Batı'ya açılım denemesinin ve Reisi-Pezeşkiyan döneminde Doğu eksenli politikaların hakim olduğunu kategorize ediyor.
SEÇİLMİŞLERİN ÖNÜNDEKİ ATANMIŞ GÜÇLER
Berdibek, İran'daki 'Cumhuriyetçi' ve 'Dini' erkler şeklindeki ikili devlet yapısına dikkat çekiyor. Seçilmiş hükümetlerin karşısında, Rehberlik, Devrim Muhafızları ve Anayasayı Koruyucular Konseyi gibi atanmış kurumların belirleyici gücünü analiz ediyor. Özellikle Devrim Muhafızları Ordusu'nun askeri bir güç olmaktan çıkıp ekonomik ve siyasi bir dev haline geldiğini ve dış politikada Dışişleri Bakanlığı'ndan daha etkin rol oynadığını vurguluyor. Kitap, reformist çabalara rağmen muhafazakâr çekirdeğin sistemin temel parametrelerinde köklü değişime izin vermediği sonucuna varıyor. İran'ın 'Mehdi'yi bekleme' inancı ile modern ulus-devlet gereklilikleri arasında sıkışmış siyaset ruhunu gözler önüne seren eser, okuyucuya kapsamlı bir Farsça terimler sözlüğü ve devlet şemaları da sunuyor.



