2008'de dönemin ABD Başkanı George W. Bush'a ayakkabı fırlatan Iraklı gazeteci Muntazar el-Zeydi'nin olayı üzerinden 18 yıl geçerken, Irak siyasetinde eski Başbakan Nuri el-Maliki ismi yeniden başbakan adayı olarak gündeme geldi. Maliki'nin olası dönüşü, Irak'ın karmaşık seçim sistemini, mezhebi ve etnik bölünmelerini ve ülkenin siyasi geleceğini yeniden tartışmaya açtı.
IRAK'IN SEÇİM SİSTEMİ VE GÜÇ PAYLAŞIMI
Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin ardından ABD'nin demokrasi getirme vaadiyle kurulan Irak'ta, seçim sistemi milletvekili dağılımını oldukça parçalı hale getirerek tek bir partinin tek başına iktidara gelmesini imkansız kılıyor. Bu durum, partileri ve seçim ittifaklarını güçlerini birleştirmeye zorluyor. Ülkede mezhebi ve etnik temelli bir siyasi kast sistemi oluşmuş durumda; çoğunluğu Şiiler, Sünniler ve Kürtler oluşturuyor. ABD işgali sonrası yerleşen 'Muhasasa' sistemi uyarınca, başbakanlık genellikle Şiilere, meclis başkanlığı Sünnilere, cumhurbaşkanlığı ise Kürtlere tahsis ediliyor. Hükümet kurma süreci ise resmi sonuçların ilanından sonraki 15 gün içinde parlamentonun toplanması, 30 gün içinde meclis başkanının seçilmesi, ardından devlet başkanının başbakanı görevlendirmesi ve başbakanın da 30 gün içinde kabinesini kurmasıyla işliyor.
MALİKİ'NİN GEÇMİŞİ VE ADAYLIĞINA TEPKİLER
Nuri el-Maliki, siyasi kariyerine genç yaşlarda İslami Davet Partisi'ne katılarak başladı. Tutuklanma endişesiyle Suriye'ye kaçtıktan sonra Lübnan ve İran'da 24 yıl sürgünde yaşadı. 2003'teki ABD işgalinin ardından Irak'a dönen Maliki, ABD ve İran'ın desteğiyle 2006-2014 yılları arasında iki dönem başbakanlık yaptı. Başbakanlığı döneminde Sünnileri dışlamak, yolsuzluk ve barışçıl Sünni gösterilerini kanlı bir şekilde bastırmak gibi suçlamalarla karşılaştı. Maliki'nin yeniden başbakan adayı gösterilmesi, ABD Başkanı Donald Trump'tan "seçilmesi durumunda Irak'a yardım etmeyeceği" tehdidiyle karşılandı. Ayrıca, bu durumun ülkede mezhepçi siyasetin tırmanması ve Suriye ile normalleşmenin engellenmesi gibi endişeleri de beraberinde getirdiği belirtiliyor. Türkiye açısından da PKK, su meselesi, Kalkınma Yolu Projesi ve Suriye üzerinden olumsuz etkiler bekleniyor.
YENİDEN SAHNEDE: MALİKİ'NİN GÜÇLÜ ADAYLIĞI
Konuya yakın gözlemciler, Maliki'nin aday gösterilmesini, artan Amerikan baskısı ve daralan manevra alanıyla işaretlenen bölgesel bir dönüm noktasında hesaplı bir hamle olarak değerlendiriyor. Ülkenin zor dönemleri yönetme konusundaki deneyimli ve güçlü bir liderliğe duyulan ihtiyaçla ilişkilendiriliyor. Maliki'nin Şii çevreleri içindeki siyasi ağırlığı ve bağlantıları sayesinde fraksiyon sorununu çözebileceğine inanılıyor. Ancak, bu adaylık özellikle Mukteda Sadr gibi geçmişte Maliki'den zarar gören diğer Şiiler ve Sünniler tarafından olumlu karşılanmıyor. Irak, ABD'nin İran'ı vurma tehdidi ve Maliki'nin adaylığına açık itirazı gibi faktörlerle bıçak sırtında duruyor. Bölgenin patlama eşiğinde olduğu bir zamanda, Irak siyasi elitinin İran'ın etkisinden kurtulma yönünde mi yoksa İran'la birlikte ABD ile çatışma istikametinde mi bir rota izleyeceği merak konusu. Bu ikinci senaryo, kırılgan mezhebi ve etnik dengeleri bozarak Irak'ı yeniden büyük bir istikrarsızlığa sürükleyebilir.



