Norveç'e bağlı Svalbard takımadalarında, donmuş bir dağın yaklaşık 120 metre altında bulunan Küresel Tohum Deposu, olası bir küresel felakete karşı insanlığın tarımsal geleceğini güvence altına alıyor. Türklerin de oturum iznine sahip olduğu bu bölgede, nükleer savaş, iklim krizi, salgın veya asteroid çarpması gibi senaryolarda tarımı yeniden başlatabilecek genetik miras korunuyor.
DOĞAL VE TEKNOLOJİK KORUMA BİR ARADA
Bu devasa depo sıradan bir arşiv değil; nükleer patlamalara ve şiddetli depremlere karşı dayanıklı özel bir giriş kapısına sahip. Elektrikler tamamen kesilse bile, çevresini saran sürekli donmuş toprak (permafrost) sayesinde içerideki tohumlar doğal olarak eksi derecelerde kalıyor. Bu sistem, tohumların yüzlerce yıl bozulmadan saklanabilmesini sağlıyor.
MİLYONLARCA TOHUM, BİR FELAKET SONRASI UMUT
Depoda, pirinçten buğdaya, mısırdan nadir bitki türlerine kadar 1 milyondan fazla tohum örneği bulunuyor. Her ülke, kendi tarımsal mirasını özel kutular içinde saklıyor. Amaç, bir felaket sonrası insanlığın yeniden üretime geçebilmesi için bu genetik hazineyi korumak.
DÜNYANIN DİĞER SAĞLAM SIĞINAKLARI
ABD'nin ünlü altın deposu Fort Knox, yalnızca milyarlarca dolarlık altınıyla değil, güvenliğiyle de efsane olarak anılıyor; 22 tonluk patlamaya dayanıklı kapısı, birden fazla personelin eş zamanlı şifre girmesiyle açılabiliyor. Mormon Kilisesi'ne ait 2.4 milyar sayfalık şecere ve tarih kaydı, bir dağın içine oyulmuş devasa odalarda, ısı ve nemi sabit tutan koşullarda saklanıyor. Stockholm'ün altındaki eski bir nükleer sığınakta yer alan veri merkezi ise, bir dönem WikiLeaks'e ev sahipliği yapmış, 40 santimetre kalınlığındaki çelik kapılar, yedek jeneratörler ve askeri düzeyde güvenlik önlemleriyle korunuyor; görünümü adeta bir James Bond filmini andırıyor.


