Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, "Şöhret, yıldızlar, spor, gazetecilik ve…" başlıklı köşe yazısında, toplumun farklı kesimlerini kapsayan uyuşturucu ve fuhuş ağlarının ortaya çıkışını mercek altına aldı. Avşar, bu tür olayların sadece adli ve ahlaki birer vaka olmadığını, aynı zamanda modern toplumlarda kamusal alanın işleyişine dair derin ve rahatsız edici soruları gündeme getirdiğini vurguluyor.
Kamusal Alanın Yapısal Sorunları
Günlük gazetelerde yer alan operasyonlar ve ortaya çıkan isimlerin, bireysel sapmaların ötesinde, güç ilişkilerinin, kurumsal zafiyetlerin ve denetimsiz alanların iç içe geçtiğini gösteren yapısal sorunlara işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Avşar, asıl meselenin belirli kişilerin suç işleyip işlemediğinden ziyade, bu tür ilişkilerin uzun süre görünmez kalabilmesini mümkün kılan ortamın neden var olduğunu sorgulamak olduğunu ifade ediyor. Medya alanının, sahip olduğu sembolik güç nedeniyle enformel ağlar için cazip bir temas noktası olduğunu, görünürlük üretme ve gündemi belirleme kapasitesinin, suç ekonomileri için doğrudan maddi kazançtan daha stratejik sonuçlar doğurabildiğini dile getiriyor.
Medyanın Rolü ve Kurumsal Zafiyetler
Avşar, medyanın bu tür ağlar tarafından nasıl kullanılabildiğini, bazı aktörlerin meşrulaştırılması, bazı ilişkilerin sıradanlaştırılması veya dosyaların sistematik olarak görünmez kılınması gibi mekanizmaları açıklıyor. Bu durumun, tek tek medya çalışanlarının ahlaki tercihleriyle açıklanamayacak kadar karmaşık olduğunu ve asıl belirleyicinin, medyanın, sporun ve sanat alanının kurumsal olarak ne ölçüde korunduğu, etik ilkelerin ne kadar içselleştirildiği ve hangi koşullarda aşıldığı olduğunu vurguluyor. Ekonomik baskıların yoğunlaştığı, mesleki dayanışmanın zayıfladığı ve ideolojik kutuplaşmanın arttığı ortamlarda, enformel ilişkilerin olağanlaşma eğilimi gösterdiğini, bunun da kamusal aklın biçimlenmesini etkilediğini belirtiyor. Suçla ilişkili pratiklerin magazin diliyle sunulmasının, sansasyonel anlatılarla estetize edilmesinin veya "yeraltı dünyası"na romantik bir anlam yüklenmesinin, toplumsal algıda suçun sıradanlaşmasına katkı sağladığını ekliyor. Ayrıca, suçlananların camialarıyla anılmasının, esası yani suçu ve toplumsal tahribatını perdelediğini ifade ediyor.
Devlet Kapasitesi ve Adalet Duygusu
Prof. Dr. Avşar, bu tür ağların varlığının, devlet kapasitesi ve yönetişim kalitesi hakkında da dolaylı fakat güçlü bir veri sunduğunu belirtiyor. Organize suç yapılarının belirli alanlarda kök salabilmesinin, kurumsal denetimin kişiselleştiği, kurumlar arası koordinasyonun zayıfladığı ve formel kuralların yerini enformel ilişkilerin aldığı ortamlarda mümkün olduğunu vurguluyor. Resmi prosedürlerin öngörülebilirliğini yitirdiği durumlarda, kişisel bağlantıların ve karşılıklı koruma mekanizmalarının daha işlevsel hale geldiğini, bunun da suçla mücadeleyi zorlaştırmakla kalmayıp, kamusal alanın eşitlik ilkesini de aşındırdığını dile getiriyor. Seçici görünürlüğün, kamusal alanın tarafsız işlemediği algısını beslediğini ve bunun zamanla bireylerin adalet duygusunu zedeleyerek "kuralların herkes için geçerli olmadığı" kanaatini güçlendirdiğini ifade ediyor. Hukuki boyutta ise adalet arayışı ile kamuoyu baskısı arasındaki dengeye dikkat çekerek, masumiyet karinesinin fiilen askıya alınması riskine karşı uyarılarda bulunuyor. Tanınırlık, mesleki statü ya da güç ilişkilerinin fiili dokunulmazlık alanları yaratmasının, adalet duygusunu kalıcı biçimde zedelediğini ve sistemin bütünü hakkında olumsuz bir kanaat ürettiğini vurguluyor. Son olarak, bu tür vakaların tüketilebilir skandallar olarak değil, yapısal zaafların görünür hale geldiği kritik eşikler olarak ele alınması gerektiğini, kalıcı bir yüzleşmenin ise bu ilişkileri mümkün kılan kurumsal düzeneklerin sorgulanmasıyla mümkün olacağını belirtiyor.

