1876 yılında İsveç'in Oknö adasında yaşanan bir kaza, tıp tarihinin en gizemli vakalarından birinin başlangıcı oldu. Okul yolunda donmuş bir nehir üzerinde kayıp kafasını çarpan 14 yaşındaki Karolina Olsson, o akşam yatağa girdi ve tam 32 yıl sonra, 1908'de uyandı. Bu uzun 'uyku', genç kızın hayatından onlarca yıl alırken, ardında çözülememiş sorular bıraktı.

TIBBİ MÜDAHALELER SONUÇSUZ KALDI
Kazadan sonra diş ağrısı ve halsizlik şikayetiyle yatan Karolina, ailesinin tüm çabalarına rağmen gözlerini açmadı. Ailesi, komşuların yardımıyla topladıkları parayla doktor getirdi, ancak verilen ilaçlar ve uygulanan elektrik şokları işe yaramadı. Genç kız nefes alıyor ve hayati fonksiyonlarını sürdürüyordu, fakat dış dünyayla tamamen bağlantısı kesilmişti.
ANNESİNİN ÖZVERİLİ BAKIMI HAYATTA KALMASINI SAĞLADI
Karolina'nın bu kadar uzun süre hayatta kalması, annesinin titiz bakımına bağlandı. Annesi, kızını her gün yıkadı ve iddialara göre şekerli sütle besledi. 1905'te annesinin ölümünden sonra bakımını bir hizmetçi üstlendi ve 1908'de bir sabah, odadan gelen ağlama sesleriyle Karolina'nın uyandığı fark edildi.
FİZİKSEL GÖRÜNÜMÜNDE YAŞLANMA BELİRTİSİ YOKTU
Uyandığında konuşma yetisini neredeyse kaybetmiş ve çevresindekileri tanımayan Karolina'nın en şaşırtıcı yanı, fiziksel görünümüydü. 46 yaşında olmasına rağmen, yüz hatları ve cildi, uykuya daldığı 14 yaşındaki halinin tazeliğini koruyordu. Uzmanlar bunu 'hücresel yaşlanmanın yavaşlaması' olarak açıklamaya çalıştı, ancak kesin bir kanıt sunulamadı.
PSİKİYATRİK BİR DURUM MU, YOKSA MUCİZE Mİ?
Dönemin ünlü psikiyatristi Harald Fröderström, Karolina'yı incelediğinde durumun sadece fiziksel bir uyku olmadığını, travmatik bir psikoz sonucu zihnin kendini kapattığını öne sürdü. Nehir kazasıyla başlayan bu 32 yıllık dönemin sırrı, Karolina'nın 1950'deki ölümüne kadar tam olarak aydınlatılamadı. 'Uyuyan Güzel' efsanesi, bugün hala nöroloji ve psikiyatri alanlarında bir bilmece olarak anılıyor.


