ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba'daki ekonomik durumun işlemediğini ve ülkenin mevcut liderlerinin yerine 'yeni insanlar gelmesi gerektiğini' açıkladı. Rubio, ABD Başkanı Donald Trump'ın Oval Ofis'te İrlanda Başbakanı Micheal Martin'i kabulü sırasında gazetecilerin Küba'ya ilişkin sorularını yanıtladı.
KÜBA'NIN EKONOMİK ÇÖKÜŞÜ VE SÜBVANSİYONLARIN SONU
Rubio, Küba'nın önce Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) sonra da Venezuela'dan sübvansiyonlarla ayakta kaldığını belirterek, 'Artık sübvansiyon almıyorlar, bu yüzden başlarında büyük sorunlar var ve yönetimdeki insanlar nasıl düzelteceğini bilmiyor, bu yüzden yönetime yeni insanlar gelmek zorunda.' dedi. Rubio, Küba ekonomisinin işlemediğini, hükümet sisteminin bununla başa çıkamayacağını ifade ederek, 'köklü değişimin' gerektiğine işaret etti.
AMBARGO VE SİYASİ DEĞİŞİM BAĞLANTISI
Küba'ya uygulanan ticaret ambargosunun hafifletilip hafifletilmeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Rubio, 'Sözün özü şu ki ambargo ile adadaki siyasi değişim birbiriyle bağlantılı.' diye konuştu. Trump da Küba'nın Rubio ile iletişimde olduğunu ve 'yakında Küba ile ilgili bir şeyler yapacaklarını' söyledi.
KÜBA'NIN ENERJİ KRİZİ VE PETROL AMBARGOSU
Bir yandan ABD'nin 30 Ocak'tan bu yana uyguladığı petrol ambargosu nedeniyle yakıt kriziyle mücadele eden Küba, bir yandan da büyük çaplı elektrik kesintileri yaşıyor. Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, 13 Mart'ta yaptığı açıklamada, ada ülkesinin yaklaşık üç aydır dışarıdan petrol alamadığını belirterek, elektrik sisteminin yalnızca güneş enerjisi, doğal gaz ve mevcut termik santrallerle ayakta tutulmaya çalışıldığını söylemişti. Enerji ve Maden Bakanlığı da dün elektrik sisteminde yaşanan arıza nedeniyle ülke nüfusunun tamamının elektriksiz kaldığını açıklamıştı. ABD Başkanı Donald Trump, 30 Ocak'ta, Küba'ya petrol satan veya sağlayan ülkelerden gelen tüm mallara gümrük vergisi uygulanmasını öngören başkanlık kararnamesini imzalamıştı. Beyaz Saray, bu kararın, Küba'nın 'zararlı eylem ve politikalarına' karşı ABD'nin ulusal güvenlik ve dış politika çıkarlarını korumayı amaçladığını savunmuştu.



