İran'ı modern bir devlete dönüştürme hayaliyle tahta çıkan Pehlevi hanedanının şahları, saray içi entrikalar, ihanetler ve baskılarla dolu özel hayatlarıyla tarihe damga vurdu. Şah'ın üç eşi; Mısır'dan gelen Fawzia, Avrupalı Soraya ve son imparatoriçe Farah'ın hikayeleri, her biri farklı bir trajediyle İran tarihine geçti.

Dilini bilmediği sarayda şiddet gördü
Mısır Kralı'nın kızı olan Fawzia Fuad, 1939'da siyasi bir evlilikle Şah ile dünyaevine girdiğinde, çiftin birbirini anlaması bile zordu. İletişimleri yalnızca Fransızca üzerinden kurabilen çiftin evliliği, Şah'ın bitmek bilmeyen ihanetleri ve saraydaki kadınların Fawzia'ya duyduğu nefretle tam bir kâbusa dönüştü. Şah'ın kız kardeşinin dahi kraliçeye fiziksel şiddet uyguladığı olaylar yaşandı. Bu baskılar sonucunda Fawzia, 1945'te kızını geride bırakarak Mısır'a kaçmak zorunda kaldı.
Kısırlık suçlamasıyla kapı dışarı edildi
Pehlevi'nin 1951'de evlendiği yarı Alman kökenli Soraya Esfandiari, görkemli bir düğünle İran'a geldi ancak sarayda "Müslüman olarak yetişmemiş yabancı" muamelesi gördü. Hanedanın beklediği erkek veliaht gelmeyince, saray yönetimi Soraya üzerinde kısırlık baskısı kurmaya başladı. Şah'ın, Soraya'yı kraliçe olarak tutmak adına başka bir eş alıp üzerine kuma getirme teklifini reddeden Soraya, 1958'de boşanarak sürgün hayatına gönderildi ve ömrünü Avrupa'da geçirdi.
İmparatoriçelikten sürgüne uzanan hayat
Şah'ın 1959'da evlendiği son eşi Farah Pehlevi, İran tarihinde "Şahbanu" (İmparatoriçe) unvanını alan ilk ve tek kadın oldu. Paris'te mimarlık eğitimi alan Farah, ülkeyi sanat ve modern projelerle geliştirmeye çalışsa da 1979 İslam Devrimi'nin getirdiği siyasi çalkantıdan kaçamadı. 16 Ocak 1979'da eşiyle birlikte ülkeyi terk eden Farah, önce Mısır ve Panama'da, ardından ABD'de sığınmacı olarak yaşadı. Bugün 87 yaşında olan Farah Pehlevi, sosyal medya üzerinden hanedanının anılarını paylaşıyor.


